“Hemşinliler/Hamşenliler, Anadolu’nun o zengin insan coğrafyasında en gizemli topluluklardan biridir. Bugün Hemşinlilerin bir bölümü anadilleri olan eski Ermeniceyi konuşmaya devam ederken, bir bölümü de Türkçe konuşuyor. Çamlı Hemşin ya da özgün söyleyişle Hamşen yaylasıyla, dağlarıyla ve deli sularıyla Türkiye’nin en güzel doğa parçalarındandır.
Elinizdeki inceleme, bu gizemli insanların ve bu gizemli coğrafyanın geçmişine ışık tutmaya çalışıyor. Anadolu kültür mozayiğinin en özgün parçalarından birini oluşturan bu yöre ve insanlarının kimlikleri ve kültürleri üzerine daha ayrıntılı çalışmaların yapılması dileğiyle…”
Bu kez öykü veya roman değil; kurgu dışı, öğretici bir eserden bahsedeceğim. Anadolu mozaiğindeki bir taşa daha yakından bakmak istiyorsanız; Hemşinlileri, Karadenizdeki Ermenileri merak ediyorsanız başlamak için uygun bir kitap. Kısa, açıklayıcı, konunun ilk ve önemli kaynaklarına referans vererek ileri okumalar için yol gösteren 80 sayfalık bir metin. Ve tabii ki yine Belge Yayınları’nın Marenostrum Dizisinden.



Kitabın yazarı Levon Haçikyan 1918’de Erivan’da doğuyor ve Erivan Devlet Üniversitesi Tarih Fakültesi’nden mezun oluyor. Ermenice’de kütüphane anlamına gelen, antik Ermeni el yazmalarını içeren bir arşiv olan “Matenadaran”da yüksek lisans eğitimi almaya başlıyor ve daha sonra aynı kurumda bibliyograf olarak çalışıyor. Daha sonra el yazmaları bölümün başına geçiyor, tezini savunmasının ardından da Tarih Bilimleri Doktoru oluyor. Çeşitli kurumlarda, yöneticilik dahil pek çok görev alıyor; hatta Matenadaran’ı yalnızca bir kütüphane olmaktan çıkarıp bir araştırma enstitüsüne dönüştüren kişi olarak bilinir. Bilimler Akademisi üyesi Haçikyan, 1982 yılında yine doğduğu şehir Erivan’da hayatını kaybetmiştir. Ayrıca, dilbilimci Margirit Haçikyan’ın babasıdır.
Kitaptaki giriş yazısının da sahibi, Doğu Bilimleri uzmanı ve Kafkasolog Prof. Paruyr Muradyan’ın bazı düzeltme ve eklemelerinin ardından yeni baskıya hazırlanan eserin çevirisi Bağdik Avedisyan tarafından yapılıyor. Muradyan, giriş yazısında, “Aslında biz Ermeni bilimadamları da, Türk kaynaklar ve belgelerindeki Ermenilerle ilgili bilgileri görmezlikten gelirken daha az suçlu değiliz. Kanımca her iki tarafın da gerekli olan tarafsızlığı göstererek birbirini yerli yersiz suçlamak yerine herbirinin yarattığı değerleri tanımanın şimdi artık tam zamanı.” diyor.
Kitap üç bölüm olarak hazırlanmış. İlk bölümde, Haçikyan’ın yıllar önce yaptığı ve Ermenistandaki bir dergide yayınlanan araştırmaları Muradyan’ın düzeltileri ve eklemeleriyle tekrar sunuluyor. İkinci bölümde, Sakoğlu M. Ali, Hale Soysü ve Erhan G. Ersoy gibi Türk araştırmacıların eserlerinden alıntılar bulunuyor. Böylece Hemşin ile ilgili Türk araştırmacıların fikirleriyle Haçikyan’ın fikirlenin kıyaslanabilmesi imkanı tanınıyor okuyucuya. Son bölümde ise, Hamşen konusuyla doğrudan ilgili olmamakla beraber, putperest dönemden beri kutlanan ve Hırisityanlığın kabulüyle bazı değişimlere uğramış en eski Ermeni bayramlarından bahsediliyor. Burada bahsedilen (Derindas-Terintas-Tearındaraç, Vartavar, Astvatsatsin-Verapokhum Yortusu) Ermeni bayramlarının benzer biçimde, hatta bazen aynı adlarla Hemşin toplumu tarafından da kutlanıyor olmasının ileri araştırmalara konu olabileceği düşünülerek bahsedilme ihtiyacı duyulmuş.
Hemşin tarihi konusunda genellikle dönemin gezginlerinin anılarına başvurulduğunu; diğer en yaygın ve en eski kaynağın ise belli başlı manastırlarda yazılıp korunabilmiş elyazması andaçlar olduğunu öğreniyoruz ilk olarak. Andaçların ise Orijinal elyazması eserlerin sonuna ya da sayfa aralarındaki boşluklara düşülen kayıtlar olduğu; bu notlarda, eserle ilgili bilgiler veya eserin yazılma nedenleri, çoğu kez dönemin olaylarıyla yazarın veya yazılmasına neden olanların biyografilerinin yer aldığı; bu yöntemin Ermeni yazıcılar arasında oldukça yaygın bir alışkanlık haline geldiği ve çok önemli tarihsel bilgilerin ilk kaynaklarını oluşturduğu belirtiliyor.
Haçikyan, Hamşen’deki Ermeni tarihinin belirlenebilmesi için en güvenilir kaynağın Ğevond olduğunu belirtiyor ve pekçok kez bu isme referans veriyor. Ğevond (Ghevond Yerets), 8.yy’ın önemli tarihçilerinden biri ve rahiptir. Özellikle, Arap yönetimi altındaki Ermenistan’a dair en ayrıntılı yazılara sayesinde ulaşılıyor. Bu yazılardan birinde, Arap diktatörlüğü döneminde, yöneticilerin zulmüne maruz kalan Ermeni halkının binlerce yıllık topraklarını terk ederek göç ettikleri ve bölgedeki Hamşen halkının bu göç sonucu olduğu belirtiliyor.

“Pek çokları da felaketlere dayanamayıp kendi istekleriyle (hayvan) sürülerini ve topraklarını terketmişlerdi; düşmansa hayvanlara el koyup onların varlıklarını gasp ediyordu. Daha sonra, böyle varlıklarından mahrum, çıplak, aç biilaç kalıp geçim olanağı kalmayınca yollara dökülüp uzaklara, Yunan topraklarına kaçanların on iki binden fazla erkek ve kadınla çocukları olduğu söylenir. Bunların öncüleri Amatuni soyundan Şapuh, onun oğlu Hamam ve diğer bazı Ermeni beyleriyle onların süvarileri idiler. Kanunsuz, zalim düşman, ordusuyla kaçanları kovalayıp, Gürcistan sınırlarındaki Koğ (Kol) bölgesinde onlara yetişti. Oradaki meydan muharebesinde Arapları yenerek birçoğunu da öldürdüler. Kendileri ise Tayk yöresinden doğup kuzeybatıya yönelen ve Yeker’den geçerek Pontos’a dökülen Akamsis (Çoruh) nehrini aştılar. Nehri aştıklarını haber alır almaz İmparator Konstandin onları davet edip beylerle süvarileri ödüllerle onurlandırdı. Halkı ise güzel ve bereketli topraklara yerleştirdi.” (Ğevond, bölüm 42, sayfa 168-169)
Burada anlatılan dış göçle 789-790 yıllarında Hamşen Ermeni Beyliği kurulmuş oluyor. Şapur ve Hamam Amatuniler dış göçün başına geçip Arap işgalcilerin direnişini de ezerek oniki bini aşkın bu halk kitlesi için Bizans İmparatorluğu altında güvenli bir yurt oluşturmuşlardır. Hamşen adının da Hamam Amatuni’den geldiği söylenirmiş. 13.yy sonlarında bölgeyi ziyaret eden tarihçi Hetum Patmiç “orası öylesine sisli, öylesine loş ki insan az ötesini fark edemez ve kolay kolay bu topraklara girmeye cesaret edemez, dahası oraya gidecek yolu bile bulamaz.” diye yazmış. Rui Gonzales de Clavijo, Karl Koch, S. Haykuni, P. Tumayantz gibi daha pek çok gezgin ve diplomatın anılarından bölgeyle ilgili bilgiler almak mümkün. Ayrıca, bölgenin engebeli topoğrafyası dolayısıyla tarıma elverişli arazi edinmenin zorluğu, Hamşenlilerin de zamanla dışarı göç etmesine neden olmuş.
Kısa bir özetini sunduğum bu yazıdan daha fazlasını öğrenmek isterseniz kitabı edinebilir, daha da ileri gitmek isterseniz de kitapta bahsi geçen, alıntıları bulunan araştırmacı, tarihçi ve gezginlerin metinlerini okuyabilirsiniz. Kitabın baskısı olmadığından bulmakta güçlük çekebilirsiniz ancak en azından kitapta bahsedilen diğer kaynakların adını burada da geçirmeye çalıştım.
Bugün yok olmaya yüz tutmuş bu kültürün daha fazla insanın dikkat çekmesi ve Anadolu mozaiğindeki bu taşın yitirilmemesi dileğiyle.





















